Kanser tedavisinde yenilikler

Günümüzde Kolon Kanserinde Kür Şansı Oldukça Yükseldi

Kolon kanseri, her iki cinste de yaklaşık olarak 3. sırada görülen bir kanser türüdür, dolayısıyla da önemli bir sorun olarak değerlendirmek gerekir. Tedavisinde son 5 yılda önemli gelişmeler oldu diyebiliriz. Yani 5 yıldan önceki dönemlerde tedavide kullanılan ilaçlar sadece kemoterapi ilaçları iken, son 5- 6 yıldır, hedefe yönelik ajanlar da bu kemoterapi ilaçlarına eklenerek kullanılmaya başlandı, yalnız başlarına değilse de kemoterapi ilaçlarıyla kombine olarak bu ilaçları kullanıyoruz. Sonuçta hem opere olmuş ve geride bir hastalığı kalmamış olan kolon kanserli hastalarda hem de hastalığı daha yaygın evrede, başka organlarında da kolon kanserinin metastazı olan hastalarda tedavide önemli gelişmeler kaydedildi. En önemlilerinden bir tanesi, damar gelişimini önleyici bazı antikorlar tedaviye eklendi. Bu antikotlarar kemoterapi ile kombine edildiğinde kemoterapinin etkisini artırıyor, tümörün damarlanmasını bozduğu için de tümörün büyümesini önlüyor, aynı zamanda da metastaz gelişiminin önüne geçiyor.

Bunun yanı sıra, tümörlerin büyümesini sağlayan epidermal growth faktör reseptörlerine karşı bazı antikorlar geliştirildi. Bunlar da yine özel bazı testlerden sonra uygun olan hastalarda kullanılıyor ve önemli ölçüde sağkalım avantajı sağlıyor. Önümüzdeki 10 yıldan önce daha spesifik ve oral yolla alınan ajanların da tedaviye girmesi bekleniyor. Bu konuda çalışmalar devam ediyor. Bu çalışmaların sonuçlanması ve bu tedavilerin gündeme gelmesi durumunda hem kişiye özel tedaviler yaygınlaşacak hem de hastaların tedaviye uyumu artacak. Yani kısaca kolon kanseri için son yıllarda tedavisinde önemli gelişmelerin olduğu bir kanser türüdür diyebiliriz.

Kişiye özel tedaviler nasıl avantajlar sağlıyor?

Onkolojik tedavilerde ileriki dönemlerde kişiye özel tedaviler giderek daha fazla yer alacak. Epidermal growth  faktör reseptörü ile ilgili olan antikorlar da buna bir örnek gibi düşünülebilir. Tam olarak kişiye özel değilse de bu ilacı test yapmadan herkese veremiyoruz. Önce bu ilacın etkili olup olmayacağını gösteren bir tetkik istiyoruz bu tetkik kolonoskopi sırasında alınan biyopsiye tekrar bakılması veya ameliyat sırasında alınan patoloji bloklarından tetkik yapılması şeklinde oluyor. Hastadan ayrıca parça alınması söz konusu olmuyor. Bu test sonucuna göre epidermal growth faktör reseptörüne karşı kullanacağımız antikorun etkili olup olmayacağına bakıyoruz, etkili olacaksa kullanıyoruz, böylece gereksiz ilaç kullanımının da önüne geçmiş oluyoruz.

Damarlanmayı engelleyici ilaçlar da tümör damarlanması üzerine daha fazla etkililer, yani sağlam hücrelere zarar vermeden direkt olarak tümöre etki ediyorlar ve hedefe yönelik tedavileri  oluşturuyor. Damarlanmayı önleyici antikorları kullanmak  için herhangi bir test gerekmiyor. İleride daha spesifik testlerle daha  küçük alt gruplar saptanarak her bir alt grup için ayrı tedavi yapılması söz konusu olacak diye düşünüyoruz. Böylece hangi ilacın hastada daha etkili olacağı saptanacak ve daha başarılı sonuçlar elde edilecek. Tedavideki gelişmeler bu yönde ilerliyor.

Geliştirilen yeni tedavilerle metastatik hastalarda kür şansı nedir?

Kolon kanserlerinde metastatik hastalarda da kürden söz edebiliriz ama tabii bazı özel koşullar olması gerekir. Normalde erişkinlerde kanserler metastatik aşamaya geldilerse kürden bahsetmek zordur; fakat kolon kanserlerinde durum farklı.olabiliyor. Kalın bağırsağın kanını venoporta.dediğimiz büyük  damar taşıyor ve karaciğere götürüyor. Bu damar yoluyla olan karaciğer metastazları da, uzak metastaz olarak değerlendirilimesine rağmen,  bu metastazlar öncelikle kemoterapi ve hedefe yönelik tedavi kombinasyonuyla kontrol altına alınıp, sonra da cerrahi olarak çıkarılır ve geride tümör kalmazsa hastada kür şansından bahsedebiliriz. Aynı durum rektum  tümörleri için de geçerli. Rektumun damar yapısı nedeni ile karaciğer ile birlikte veya ondan ayrı olarak,  akciğere metastaz yapma gibi bir özelliği var. Akciğere de metastazektomi uygulayarak kür sağlanabilir. Bazen de hastada hem akciğer hem karaciğer metastazı gelişir. Bunlarda da önce kemoterapi ve hedefe yönelik tedavi ve ardından her ikisine birden metastazektomi uygulanarak kür elde edilebilir. 

Meme Kanserlerinin Bir Kısmı İçin Umut Veren Gelişme

The US Food and Drug Administration (FDA) erken evre meme kanserinde cerrahi oncesi kullanilacak ilk ilaci onayladi. Perjeta (pertuzumab) hastalarin cerrahi oncesi tedavisinin bir parcasi olarak kullanilacak. (neoadjuvant asamada)

Perjeta European Union tarafindan 2012 yilinda ileri evre ( metastatik) HER2 pozitif meme kanserli hastalarin tedavisinde onaylanmisti.

HER2-positif meme kanserleri artmis miktarlarda HER2 proteini icermekte ve bu da kanserli hucrelerin buyumesini ve hayatta kalmasini saglamaktadir.

Meme kanseri ABD'de kadinlar arasinda kanserle iliskili olumlerde ikinci sirada yer almaktadir. 2013 yilinda ABD'de 223000 kadin meme kanserine yakalanirken yaklasik 39000 kadin bu kanser nedeniyle kaybedilecektir.

Her2/Neu Pozitif Mide Kanserlerinde Trastuzumab Tedavisi

Mide kanserinde HER2/Neu overekspresyonu ilk defa immunhistokimyasal (IHC) boyama yöntemi ile 1986 yılında gösterilmiştir . Mide kanserinde HER2/Neu overekspresyonu, meme kanserindeki oranlara benzer sonuçlar göstermektedir . Mide kanserinde yapılan çalışmalarda Her2/Neu overekspresyonu %8-%28 arasında bulunmuştur. Mide kanserinde HER2/Neu ekspresyon oranlarına bakıldığında, mide kanseri tanısı konulan hastalarda humanize monoklonal antikor tedavisi için önemli bir biomarker olan HER2/Neu ekspresyonuna bakılmasının uygun olacağı ve Her2/Neu pozitifliği olan vakalarda, Her2/Neu’ya yönlenmiş monoklonal antikor tedavisi trastuzumab’ın (Herceptin) cisplatin bazlı kemoterapi ile birlikte mide kanserinin tedavisinde etkili olabileceği düşünümektedir. Böyle bir tedavinin hastaların en az %15-%20’sinde, tedavi açısından bir umut ışığı olabileceği artık bilinmektedir. Trastuzumab tedavisi, günümüzün çok popüler konusu olan cerrahi öncesi kemoterapi protokollerine yeni bir açılım getirerek, cerrahi tedavinin daha başarıyla uygulanmasını, belki de ameliyatı geleneksel kemoterapi ile yapılamayacak durumdaki bir çok hastanın tam şifaya kavuşmasını sağlayabilir.

Xalkori’nin (crizotinib) ALK-pozitif KHDAK hastalarında kullanımı için FDA onayını aldı

FDA, Pfizer tarafından geliştirilen Xalkori’yi (crizotinib) anaplastik lenfoma kinaz (ALK) geninde meydana gelen özel bir mutasyonu taşıyan küçük hücre dışı akciğer kanserli (KHDAK) hastalarda kullanım için onayladı. FDA’in Xalkori’ye (crizotinib) onayı öngörülenden 5 hafta önce geldi.

Crizotinib için geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleşen Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) Kongresi’nde sunulan veriler oldukça ilgi toplamıştı. 119 hasta ile gerçekleştirilen erken safha çalışmasından elde edilen verilere göre, ALK inhibitörü olarak işlev gören crizotinib ile tedavi edilen KHDAK hastalarında genel sağ-kalım oranlarının birinci yılın sonunda yüzde 77, ikinci yılın sonunda ise yüzde 64 olduğu görülüyordu. Ortalama genel sağ-kalım süresinin 20 ay olarak tespit edildiği çalışmada crizotinib tedavisi ile elde edilen sağ-kalım sürelerinin hastanın cinsiyeti (p=0,35), etnisitesi (Asyalı – Asyalı olmayan, p=0,46), sigara kullanım öyküsü (hiç sigara kullanmamış – kullanmış, p=0,82) veya yaşı (60 yaşın üstünde – altında, p=0,93) ile anlamlı bir ilişki içerisinde olmadığı da tespit edilmişti.

Çalışmada kontrol grubu bulunmasa da, geleneksel kemoterapi ile genel sağ-kalım düzeylerinin birinci yıl için yüzde 44 ve ikinci yıl için yüzde 12 civarlarında olduğu düşünülürse, elde edilen sonuçların önemi daha iyi anlaşılıyor.

Yeni onaylanan tedavi günde iki kez oral tabletler aracılığı ile uygulanıyor ve ALK-pozitif KHDAK hastalarının belirlenmesi için bir test sisteminin kullanılıyor.

 




VİDEOLAR TÜMÜ